10 Ocak 2012

Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor Londra'da Shakespeare oynayacaklar!!!

Sıra geldi çok önemli bir habere; Londra'daki 'Shakespeare Tiyatrosu' olarak bilinen Globe Theater, 2012 yılında 30. Yaz Olimpiyatları şerefine Shakespeare'in 37 eserini 37 farklı dilde sahneleyecek. Festival 21 Nisan- 9 Haziran arasında olucak.

Türkçe oynanacak oyunun adı; 'Antonius ve Kleopatra'. Haluk Bilginer ve Zerrin Tekindor'un oynayacağı oyun; 26-27 Mayıs'ta seyirciyle buluşacak. Oyunun provaları geçen hafta başladı, hatta mart sonundan itibaren Haluk Bilginer'in Kadıköy'deki tiyatrosu Oyun Atölyesi'nde izlenebilecek. Londra'ya gidemeyenler üzülmeyin:)

Bu arada tiyatro muazzam güzellikte. Biletlere baktım, eğer ayakta durmak isterseniz 5 £, diğer yerler 35 £ 'dan başlıyor, yer var. Böyle bir festivale gitmişken tabiki birkaç tane daha oyun yakalamak gerekir. Proje çok güzel ama dil sorununu nasıl halledicekler bilemem. Belki dev ekranlara ingilizce yansıtarak. Shakespeare'in en sevdiğim oyunu "Comedy of Errors" nam-ı diğer Yanlışlıklar Komedyası, o da İbranice oynanıcak. Gelişmeleri takip ediyorum, umarım arkadaşımı ziyaret etmek bahanesiyle bu festivale gitme şansı bulurum.

Salvador Dali@Tophane-i Amire

Pazar gününün ikinci etkinliği 2 hafta önce açılmış olan Salvador Dali sergisiydi. Tabiki bir sürrealizm hayranı olmadığımdan zaten kafamda bir önyargı oluşturarak gittim. Aslında Sabancı Müzesi'ndeki sergiden antremanlıydım ama yine de bir umut dedim içimden ama hayır Dali bana kendini sevdirmeyi yine başaramadı.

Sergi Dali'nin illüstrasyonlarından oluşuyor. Peki nedir bunlar? İlahi Komedya, Gala ile Akşam Yemeği ve Sürrealizmin İzleri. Kategorilere göre ayrılmış toplam 171 eser var.Gerçeği söylemek gerekirse beni hiçbiri cezbetmedi. Dali'nin düş ile hayal arasında yakalamak ve bunları izleyiciye aktarmak istediği birşeyler olduğu besbelli ama bana değil :)

Özellikle Gala ile Akşam Yemeği illüstrasyonlarında gerçek anlamda kayboldum ve inanın hiçbir şey yakalayamadım.Belki de Dali'yi anlamak için gerçekten fazla bir hayal gücüne ihtiyacınız var ve bu da bende yok :)
İlahi Komedya Cennet/Cehennem/Araf seklinde 3 ayrı bölümde toplanmış ve nispeten diğer eserlere göre daha çekici geldi; haksızlık etmim Cennet'teki mavi meleği beğendim :)

Bence buradaki sorun tamamen klasik sanatla olan bağınız. Orada yapılanları ve harcanan emekleri yıllarca okuduktan sonra bu kadar absürt deneyimler bana hiçbir şey anlatmıyor malesef. Kimseyi de yargılamak istemem ama Dünya'nın 1920'lerden itibaren değişen dengesi ile birlikte sanat alanında da bir sürü yenilik meydana geldi. Özellikle 2. Dünya Savaşı bu dengeleri tamamen altüst etti ve sürrealizm akımının iyice sürükleyicisi oldu. Bunlardan keyif alanlar varsa ne ala ama ne yazık ki ben alamıyorum. Yine de Dali'yi görmemiş olmamak için gittim. Ama burada da elestireceğim 2 nokta var. Birincisi eserlerin altında türkçe/ingilizce adının yazmasından başka hiçbir açıklama olmayışı. Bu detay atlanmış olamaz ama bence çok yanlış. En azından bir tarih yazılabilirdi.
İkincisi ise çerçeveler! Çok özensiz ve amatörce geldi bana. O eserleri daha çarpıcı kılıcak çerçeveler bulunabilirdi. Bu sergide sanırım en beğendiğim şey mekandı. Tophane-i Amire beni o karanlık atmosferi ve kubbesiyle her zaman etkilemiştir, akıllıca bir seçim olmuş.

Mutlaka görün diyemicem, seçim size kalmış...

The more horrifing the world becomes, the more art becomes abstract.
- Paul Klee

9 Ocak 2012

İlginç bir proje: Foto Galatasaray / Salt Galata

Pazar günü 2 tane sergi gezme imkanı buldum. Birincisi Salt Galata'da 22 Ocak'a kadar sürecek olan Foto Galatasaray isimli sergiydi. İlk öncelikle Salt Galata'dan bahsetmek istiyorum. Salt, Garanti Bankası'nın bünyesinde kurulan bir kültür-sanat platformu. İlk kez karşımıza İstiklal Caddesi'nde açtıkları mekanla çıktılar. Özellikle modern sanat enstalasyonlarını sergilemek amacıyla açılmış olan yeni bir mekan. Türkiye'de son yıllarda modern sanat çalışmalarına çok önem verildiğini bu alanı takip edenler bilirler. Bu kapsamda bir çok galeri veya müze sanatseverlerin hizmetine sunuldu ve bence gayet te olumlu sonuçlar verdi.
Salt Galata bundan yaklaşık 2 ay önce Bankalar Caddesi'nde bulunan Osmanlı Bankası'nın restore edilmesiyle faaliyete geçti. Binanın içi gerçekten büyüleyici olmuş, ben çok beğendim. Binanın dışına bakınca içeriden 7 kat beklemiyorsunuz, ama cidden çok büyük, modern, sanatseverlerin ruhunu okşayıcı bir bina olmuş. İçeride sergi salonları, restoran, dükkan, kütüphane gibi birçok yer barındırıyor.

Foto Galatasaray sergisini cok merak ediyordum çünkü çok ilginç bir düşünceden yola çıkılarak düzenlenmiş. Proje, 1935'ten 1985'e kadar Beyoğlu Galatasaray'daki mütevazı stüdyosunda kesintisiz olarak fotoğrafçılık yapan Maryam Şahinyan'ın tüm mesleki arşivinin yeniden görselleştirilmesi üzerine kurulmuş. Sergi salonuna girdiğinizde sakın yüzlerce asılı fotoğraf beklemeyin. Sizi karanlık bir odada sürekli değişen yüzlerce fotoğraf bekliyor olacak. Fotoğraflar belli bir sıraya göre dizilmiş. Örneğin düğün resmi çektirenler bir arada, denizci kıyafetli çocuklar, sünnet olanlar ve sizi şaşırtıcak bir sürü temalı resim daha. Ben keyif aldım, ama elestirilecek birkaç nokta var elbette. Mesela o karanlık odada ziyaretçilerin oturması için daha çok sandalye olabilirdi, çünkü resimlerin hepsini izlemek istiyorsanız epey vakit ayırmanız lazım, ayakta yoruluyorsunuz. Haliyle de 5 tane sandalye o kadar insana yetmiyor. Bir de açıklama sorunsalı var. Sergi salonuna girdiğinizde kuratör Tayfun Serttaş'ın projeyi açıklayan kısa bir filmi var ancak ona da zaman ayırıp dinlemek gerekiyor, halbuki bir metin hazırlayıp assalarmış herkes için daha açıklayıcı olurmuş. Bana kalırsa bunlar önemli ve gözden kaçırılmayacak detaylardır.

Bu projeyle ilgili olarak geçen hafta bir gelişme oldu. Salt Galata yönetimi 1935-1985 yılları arasında Maryam Şahinyan'ın Foto Galatasaray stüdyosunda fotoğraf çektirenleri kendi fotoğraflarını bulmaya davet etti. Etiketleme günleri 13-14 Ocak! Bence projeden ziyade bu fikir tarihe ışık tutacak, beni şahsen çok heyecanlandırdı. Umarız bununla ilgili haberleri en kısa zamanda alırız.

22 Ocak son gün, kaçırmayın :)



6 Ocak 2012

Testosteron: Herşey bir kenara bırakılmalı ve gidilmeli!


Testosteron 4 senedir kapalı gişe oynuyor ve ben bu oyuna ancak dün gidebildiğim için kendimden utanıyorum diye yazmıştı köşesinde Ömür Gedik. Aynen katılıyorum. Gidin, izleyin, gönderin, izlettirin!!! Şu ana kadar izlediğim oyunlar arasında ilk 3e kesin oynar, 1. sırayı bile zorlayabilir.

Anadolu yakasını bilmeyenler için söyleyelim, bu oyun Haluk Bilginer'in tiyatrosu olan Oyun Atölyesi'nde oynuyor. Tam Kadıköy Victor Levi ile Moda Caddesi'nin arasında. Programa buradan ulaşabilirsiniz. Ama bence siz twitter sayfasını da takip edin çünkü biletler satışa çıktığı anda tweet atıyorlar, eğer takip edebilirseniz ne ala, ben aylardır uğraşmama rağmen ancak alabildim. Sen de hep bilet bulması zor oyunları tavsiye ediyosun dediğinizi duyuyorum ama yapıcak birşey yok sanırım :)

Oyunun yazarı Andrzej Saramonowicz, oyuncular Metin Coşkun, Onur Ünsal, Emre Karayel, Mert Fırat, Timur Acar, İnan Ulaş Torun ve Tuna Kırlı. Onur Ünsal'ı Eğreti Gelin filminden hatırlıcaksınız. Ben oyunculuğunu çok beğeniyordum, burada tavan yapmış durumda. 7 oyuncuya da şapka çıkartılır gerçekten. Oyun aslına bakarsanız oldukça uzun, 140 dk sürüyor, ama tempo öyle bir ayarlanmış ki tam konsantrasyonu kaybedicekken bir anda tempo artıyor, ve kendinizi yerlerde buluyorsunuz. Konusuna gelince özetle erkeklerin dünyası. :))) Bir düğün günü yaşanan kaos ve onun akabinde 7 erkeğin geçmişte kesişen yollarının komik bir dille bize aktarılması. Bir senarist ve oyunculuk dehası olarak tanımlayabilirim bu oyunu.

Lütfen bir iş çıkışı zaman ayırın ve izleyin Testosteron'u, pişman olmayacaksınız.

Yeni yılın ilk haftasına bomba gibi bir giriş: Vahşet Tanrısı ve Testosteron


Bu hafta 2 tane tiyatroya gittim. İsterseniz ilk önce Vahşet Tanrısı'ndan başlayalım. Arkadaşımın ısrarları üzerine bilet aldık. Kendisi Zerrin Tekindor hayranıdır. Bittiğinde iyi ki getirmişşin beni dedim, çok keyif aldım.

Oyun 2009-2010 sezonundan beri kapalı gişe oynuyor. Hakediyor ama! Oyunun yazarı Yasmina Reza; oyuncular Ülkü Duru,Zafer Alagöz,Zerrin Tekindor,İşdar Gökseven. Zerrin Tekindor hayranları buraya diyorum çünkü seyretmeye doyamayacaksınız. Tekindor ustalığını her yerde olduğu gibi burada da konuşturuyor, oyunculuğunun zirvesinde. Ben Zafer Alagöz'ün de oyunculuğunu çok beğendim. Herkes görevini hakkıyla yapıyor bence, hiçbir rol kimseye ters değil. Konusuna gelince; çocukları kavga etmiş olan iki aile bir araya gelirler fakat birden bire kendilerini evlilik sorunlarının içinde buluverirler, girdaba giren bir konuşma, kopan kıyametler. Kahkahaların eksik olmadığı, bir dk bile sıkılmayacağınız bir oyun. Tek perde, 1 saat 20 dk sürüyor, tam kıvamında.





Devlet Tiyatrosu oyunlarına www.istdt.gov.tr adresinden bakabilirsiniz. Eğer bilet almak isterseniz de www.mybilet.com, ama bence gün içerisinde birkaç defa güncellemekte fayda var zira biletler çıktığı anda tükeniyor.

Bu arada kısa bir hatırlatma daha; şu anda vizyonda olan Acımasız Tanrı (Carnage) bu oyunun filmi. Kate Winslet,Jodie Foster,John C. Reilly ve Christopher Waltz oynuyor, yönetmeni ise Roman Polanski. Daha seyretme fırsatı bulamadım ama en kısa zamanda izlemek istiyorum.

Bu oyunu kaçırmayın!

5 Ocak 2012

Yeni yılın ilk organizasyonu: Sinema


Farkettim ki haftalar aylar geçiyor; güzel filmler vizyona giriyor ve ben sadece bunları internetten takip edebiliyorum, sonra da vizyondan kalkmış oluyor zaten. Yeni yıla nasıl girersen öyle gidermiş felsefesinden yola çıkarak, 1 Ocak günü kuzenim ve çok yakın bir arkadaşımla Labirent'e gitmeye karar verdik.
Haftalardır fragmanı dönüyor, en sevdiğim oyuncular oynuyor ve çok iyi yorumlar duymuşum, bu sefer kaçıramazdım.

Kimler oynuyor?
Timuçin Esen, Meltem Cumbul, Sarp Akkaya,Rıza Kocaoğlu ve Altan Gördüm başrollerde. Esen ve Cumbul'u 2005 yapımı Gönül Yarası filminden hatırlıyoruz. Tadı damağımızda kalmıştı, 6 sene sonra yeniden aynı güçlü oyunculukla karşımızdalar. Bu sefer polis olarak. Meltem Cumbul bence çok özel bir oyuncu, yüzünü asla eskitmiyor, oynadığı filmler çok iyi, oyunculuğunu zirveye taşıyor. Timuçin Esen dersek te zaten Hırsız-Polis dizisindeki polis rolünden hatırlarsınız. Ben şahsen çok severdim o diziyi ve Esen'i tekrar bir polisi canlandırırken izlemek çok keyif verdi.

Konusu nedir?

İstanbul'da kalabalık bir caddede büyük bir patlama meydana gelir. 30'u Amerikalı, 5'i İngiliz, 95 kişi ölür. Bu katliam Türkiye'den Londra ve Washington'a şok dalgaları halinde yayılır. Yeni kurulmuş olan bir terör örgütü saldırıyı üstlenir.

Hikâye, bir grup Türk istihbaratçısının ve onların terörist örgütü durdurma çabaları üzerine kuruludur. Bu grup Fikret ve Reyhan adlı iki istihbaratçı tarafından yönetilir. Labirent ise bu operasyonun kod adıdır. İstanbul'dan Mardin'e, Kuzey Irak'tan Frankfurt'a kadar uzanan bol koşturmacalı bir film. Eğer aksiyon seviyorsanız bu film tam size göre. Bence Türk filmi son yıllarda sinematografi konusunda tavan yaptı. Bunu Ejder Kapanı daha sonra Av Mevsimi filmlerinde hissettik. Bizim de artık Hollywood kıvamı efektlerimiz var. Görsellerimiz geçekten çok güçlü, ben izlerken oldukça keyif alıyorum.

Daha fazla birşey yazmim de filmin tadını çıkarın. İyi oyunculuk ve bol aksiyon istiyorsanız "Labirent"i kaçırmayın derim.

Göz gezdirilesi:)

Sağ tarafa yeni bir bölüm ekledim, hergün düzenli aralıklarla baktığım sitelerin adreslerini koydum.

İnternetin nimetlerinden yararlanıp müzik dinlemek isteyenler için Fizy, çok beğendiğim bir seyahat blogu olan Seyahatperest, Garanti'nin etkinliklerini takip etmek isteyenler için Garanti Takvim (üye olursanız eğer konserlere bilet kazanma şansınız da oluyor), Babylon, Salon ve Süreyyadaki etkinliklere bakmak için web adresleri, özellikle devlet tiyatrolarına bilet almak için My Bilet, herkesin yakından tanıdığı ve benim günde 10 kere update ettiğim Biletix, şehrin kültür-sanat ajandası Gongolive ve son olarak kesinlikle okunası Mehmet Tez'in blogu!!!

Hepsinin sizler için yararlı olduğunu düşünüyorum. :)))

2010-2011 yılında beğendiğim etkinlikler..Tiyatrolar


Tiyatro denilince benim aklıma 2 senedir Dot'tan başka birşey gelmez oldu. Oyunculuklar çok iyi, senaryo, kurgu, herşey ama herşey mükemmel. Dot Britanya'da doğmuş olan In-yer-face akımını Türkiye'de sahneleyen ilk özel tiyatrodur. Peki nedir bu akım? Yüzevurumcu tiyatro olarak ta çevirebileceğimiz tiyatro yazarlığında ortaya çıkan şiddet, cinsellik, uyuşturucu, cinayet gibi öğeler içeren oyunlar yazma eğilimine, akımın gözlemcisi olan yazarlar tarafından takılmış bir addır. Eğer Dot oyunu seyretmeye gidiyorsanız her türlü şeye hazırlıklı olmanızı öneririm. Küfürlü konuşmalar zaten oyunun olağan bir parçası..Bu tiyatronun en çok seyirciyle iç içe olmasını seviyorum. Küçük bir salonda sizinle aynı sahnede oyunu oynuyorlar bu yüzden de oyuna kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz. Bazen önünüze kusuveriyorlar, kavga ederken yuvarlanıyorlar, tam yumruklaşırlarken acaba üzerime mi düşecekler diye bir kaygınız da olmuyor değil :))) Ama korkmayın daha başıma öyle birşey gelmedi..Hangi oyunları izlediğime gelmeden önemli bir iki hatırlatma da bulunmak istiyorum. Dot artık G-mall Maçka'da kendilerine tahsis edilen bir salonda oynuyor. Güzel haber yeni salonları da oldu! Ocakta'ki yeni oyunlarını burada seyredebilicez. İkinci önemli hatırlatma ise bir oyunu en fazla 2 ya da 3 ay oynuyorlar. Sakın diğer tiyatrolar gibi aman sonra giderim demeyin, böyle yapıp gitmediğim bir Vur-Yağmala-Yeniden vardır ki, acısını hala hissediyorum :))) Bir de bilet olayı var tabiki...En az bir ay önceden biletinizi alın, özellikle haftasonları seanslarına kesinlikle yer bulunmuyor, bunda salonun küçük ve az insan kapasiteli olmasının da rolü var tabiki. Biletler 50 TL, öğrenci 25 TL, son dakika biletleri ise 20TL. Bakalım bir haftaiçi kafama koydum, gidip "last minute" şansımı deneyeceğim. :)

Neler izledim?

Pornografi, Shopping&Fucking, Festen, Öksüzler (hala oynuyor, izleme şansınız var)

Konular hep hayatın içinden, aslında bildiğimiz ama herkesin görüşlerini söylemeye çekindiği şeyler..2005 Londra metro bombalanması, 2012 Olimpiyatlarının Londra'ya verilmesi, G-8 zirvesi gibi politik olayların ortasında yaşanan ayrı ayrı insanların hikayelerini anlatan ve İpek Bilgin'in Coldplay'den yellow ile zirveye ulaştığı Pornografi'den tutunda hayatımızın aslında sadece "hertürlü" alışverişten itibaret olduğunu hiç te çekinmeden hatta pornografik düzeyde sahnelerle yüzümüze vuran bir Shopping&Fucking izledim. Festen da ise kalabalık bir ailenin babalarının 60. yaş doğumgününde bir araya gelip, çocukluklarından beri aile içinde gizlenen sırların ortaya çıkışını kanım donarak seyrettim. Son olarak Öksüzler de ise kardeşinin işlediği cinayeti saklamak zorunda kalan bir kadının ve kocasının hayatlarının nasıl mahvolduğuna şahit oldum. "Kol kırılır yen içinde kalır" bütün ailelerin ortak mantığı değil midir? Burada da yazar bunu sorgulamış işte. Her oyundan çıktığımda zihnimden geçen milyonlarca soru oluyor. Tabiki de hayatı sorgulamak üzere soruyorum..sona unutuyorum ama, ta ki bir sonraki Dot oyununa kadar..Başka bir dünyaya alıp götürüyor sizi, ama burada oyuncuların da tabiki payı büyük. Hepsi teker teker inanılmaz. Genellikle aynı oyuncuları görüyorsunuz. Benim favorim İpek Bilgin, Rıza Kocaoğlu, Tuğrul Tülek ve Murat Daltaban. Daltaban aynı zamanda tiyatronun da kurucusu.

Nolur Dot'u izleyin, izletin!!!

Yeni oyunları Süpernova (Beautiful Burnout) başladı!!! Milliyet Sanat'ta oyunla ilgili çok güzel bir yazı da var, buraya ekliyorum...Gitmek için sabırsızlanıyorum :))))

http://www.go-dot.org/press/m_sanat.html