Valla 1 aydir gittim gidicem derken geldim bile dün aksam. Berlin cok güzel bir sehir. Döne dolasa ayni seyi söylüyorum belki ama cidden cok begendim. Aslinda 10 sene önce gitmistim ama bu kadar dolasmamistim, her sey tek tük aklimda. Bu 4 günde ayaklarim sisene kadar yürüdüm , beni taniyanlar bilirler, yanimdakileri de kendimi de gebertene kadar yürütürüm yurtdisinda :)
Ilk önce sunu söylemeliyim, müze gezmeyi sevmeyenler Berlin'e gitmesinler. Her tarafindan bir müze fiskiriyor diyebilirim. Zaten Kulturforum ve Museumsinsel denen iki tane bölge var. Ben Museumsinsel'i daha cok begendim. Ünlü Bergama müzesi ( ona da ayri bir baslikta deginicem, gezerken yüregim parcalandi resmen), Antik Eserler Müzesi favorilerimdi. 1-2 tane modern sanatlar müzesi (isteyen gezebilir ben almayayim), Almanya tarihi müzesi ve adini hatirlayamadigim daha bircok müze bu quartierde yer aliyor.
Berlin bence hala Dogu-Bati ayrimciligindan kurtulamamis diyebilirim. Yani tabiki bunu mecazi anlamda kullaniyorum. Soyleki, sanki iki Berlin var ortada. Kurfürstendamm ve Unter den Linden denilen Paris'in Champs Elysees'siyle rahatca karsilastirabilecegim iki tane ana caddeleri var. Kurfürstendamm'a kisaca Ku'damm diyorlar. Ucu bucagi olmayan, üzerinde milyon cafe, restoran, magaza ve oldukca cezbedici bir department store sahip cadde. Burasi eski Bati Berlin'de. Unter den Linden ise sagli sollu süper binalara sahip (Opera, Üniversite, Belediye binasi vs..) sonunda da meshur Brandenburger Tor'u görebilecegimiz bir cadde. Ama burayi kesen sokaklardan biri, yine oldukca lüks magazalariyla ön plana cikiyor. Hatta Gectigimiz yillarda Paris'in meshur Galeries Lafayette'i bile acilmis. Burasi da eski Dogu Berlin'de. Ben Unter den Linden'i daha cok begendim. Tabiki eski binalari, tarihi beni cezbetti. Brandenburger kapisinin bircok tarihi olaya sahitlik etmesi de cabasi. Hemen kapinin yakininda 2003 yilinda bir soykirim aniti yapilmis, baya degisik bir yapisi var diyebilirim. Bu arada yine Brandenburger kapisinin hemen orasi büyükelcilikler bölgesi. Fransiz, Amerikan, Ingiliz ve Rus büyükelcilikleri görebildiklerimdi. Hemen hepsi karsilikli zaten o yüzden fazla sayida polis var etrafta. Tabiki de en güzel bina Ruslarin. Koskoca bir ada diyebilirim bulundugu yere. Bina bitmek bilmiyor, cok güzel.
Son gün Berlin Duvarini görmeye gittik. Bu tabi biraz karisik bir konu. Duvar 155 km uzunlugunda oldugu icin bir cok yerde kalintisini görebilirsiniz ama en güzel yer "East Side Gallery". 21 ülkeden 118 sanatci grafitilerle duvarin 1300 metrelik kalan kismini boyamislar. Tabiki hepsini yürümedim, ama grafitilerin icerikleri oldukca "dokundurucu".
Berlin hakkindaki düsüncelerim oldukca pozitif. Yasanilabilir bir sehir. En önemlisi yasayan bir sehir. Insanlari Alman-Avusturya insan profilini göz önüne alirsak sempatik, yardimsever ve icleri gecmemis.
Bu genel görüslerimden sonra deginmek istedigim baska noktalari sirasiyla yazacagim.
Ilk önce sunu söylemeliyim, müze gezmeyi sevmeyenler Berlin'e gitmesinler. Her tarafindan bir müze fiskiriyor diyebilirim. Zaten Kulturforum ve Museumsinsel denen iki tane bölge var. Ben Museumsinsel'i daha cok begendim. Ünlü Bergama müzesi ( ona da ayri bir baslikta deginicem, gezerken yüregim parcalandi resmen), Antik Eserler Müzesi favorilerimdi. 1-2 tane modern sanatlar müzesi (isteyen gezebilir ben almayayim), Almanya tarihi müzesi ve adini hatirlayamadigim daha bircok müze bu quartierde yer aliyor.
Berlin bence hala Dogu-Bati ayrimciligindan kurtulamamis diyebilirim. Yani tabiki bunu mecazi anlamda kullaniyorum. Soyleki, sanki iki Berlin var ortada. Kurfürstendamm ve Unter den Linden denilen Paris'in Champs Elysees'siyle rahatca karsilastirabilecegim iki tane ana caddeleri var. Kurfürstendamm'a kisaca Ku'damm diyorlar. Ucu bucagi olmayan, üzerinde milyon cafe, restoran, magaza ve oldukca cezbedici bir department store sahip cadde. Burasi eski Bati Berlin'de. Unter den Linden ise sagli sollu süper binalara sahip (Opera, Üniversite, Belediye binasi vs..) sonunda da meshur Brandenburger Tor'u görebilecegimiz bir cadde. Ama burayi kesen sokaklardan biri, yine oldukca lüks magazalariyla ön plana cikiyor. Hatta Gectigimiz yillarda Paris'in meshur Galeries Lafayette'i bile acilmis. Burasi da eski Dogu Berlin'de. Ben Unter den Linden'i daha cok begendim. Tabiki eski binalari, tarihi beni cezbetti. Brandenburger kapisinin bircok tarihi olaya sahitlik etmesi de cabasi. Hemen kapinin yakininda 2003 yilinda bir soykirim aniti yapilmis, baya degisik bir yapisi var diyebilirim. Bu arada yine Brandenburger kapisinin hemen orasi büyükelcilikler bölgesi. Fransiz, Amerikan, Ingiliz ve Rus büyükelcilikleri görebildiklerimdi. Hemen hepsi karsilikli zaten o yüzden fazla sayida polis var etrafta. Tabiki de en güzel bina Ruslarin. Koskoca bir ada diyebilirim bulundugu yere. Bina bitmek bilmiyor, cok güzel.
Son gün Berlin Duvarini görmeye gittik. Bu tabi biraz karisik bir konu. Duvar 155 km uzunlugunda oldugu icin bir cok yerde kalintisini görebilirsiniz ama en güzel yer "East Side Gallery". 21 ülkeden 118 sanatci grafitilerle duvarin 1300 metrelik kalan kismini boyamislar. Tabiki hepsini yürümedim, ama grafitilerin icerikleri oldukca "dokundurucu".
Berlin hakkindaki düsüncelerim oldukca pozitif. Yasanilabilir bir sehir. En önemlisi yasayan bir sehir. Insanlari Alman-Avusturya insan profilini göz önüne alirsak sempatik, yardimsever ve icleri gecmemis.
Bu genel görüslerimden sonra deginmek istedigim baska noktalari sirasiyla yazacagim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder