28 Ocak 2009

Tomris Giritlioglu'na bravo!

Tomris Giritlioglu hepimizin bildigi gibi yapimci/yönetmen. Kendisinin Türkiye'nin yakin siyasal tarihini aydinlatmasini acisindan büyük prodüksiyonlara imza atmis oldugunu biliyoruz. Büyük bir Cemberimde Gül Oya ve Hatirla Sevgili hayrani olarak Giritlioglu'nun yeni filmi "Güz Sancisi"nda beni hayal kirikligina ugratmayacagini biliyordum ve nitekim öyle oldu. Film gectigimiz Cuma günü gösterime girdi. Oyuncularin cogunu Hatirla Sevgili'den taniyoruz. Basrolde Beren Saat ve Murat Yildirim oynuyor. Konuya girmeden önce Beren Saat'i gercekten tebrik etmek istiyorum. Bu filmde devlesmis. Bir Rum fahiseyi canlandiriyor Saat. Rumca konusmasi harika, mimikleri yerli yerinde. Herhalde Türkiye'de bir yarismadan cikip ta bu kadar yükselen cok az kisi vardir, tabiki bunda güzelliginin katkisi tartisilmaz. Ama bence cok yetenekli bir oyuncu, ve bu filmde yine cok güzel :)

Konuya gelince; 6-7 Eylül olaylarini ele aliyor. Istanbul 'da yasayan Rumlarin nasil bir gecede tarumar olduklarini, aglarin nasil güzelce örüldügünü, bütün siyasi oyunlarin hepsini gözler önüne seriyor. Filmin sonunda da olayi gercek fotograflariyla süslüyor yönetmen. Mekan tabiki Beyoglu.
Eger giderseniz filmin en sonuna kadar dayanin, resimlerden sonra olayin bilancosu gösteriliyor. Icler acisi. Bir ülkede, hele ki siyasetin fokurdadigi 50'li yillarda azinlik olmak ne kadar zor degil mi???

27 Ocak 2009

Spontane bir program; Sunay Akin!

Gecen sali aksami spontane bir sekilde Kadiköy Müjdat Gezen Tiyatrosun'da Sunay Akin'in gösterisine gittim. Yarim saat kala gitmeme ragmen bilet buldum, zaten kücük bir salon sayilir ama ilgi büyüktü. Bu tip gösterilerde bir görsellik olmadigi icin oturdugum yer benim icin önemli degil, arkalarda da olsa farketmez. Nitekim öyle oldu. Sunay Akin sair, arastirmaci yazar ve ayni zamanda koleksiyoncu. Inanilmaz güzel hikayelerle basladi gösterisine, kendi kücüklügünden, ailesinden bahsetti, bir süre sona Türkiye'de kitap okuma aliskanliginin olmamasina deginerek basladi arastirdigi hikayeleri anlatmaya. Ciddi anlamda merakli bir adam. "Sizler bakarsiniz ben görürüm" diyor zaten. "Sürekli neden diye sorarim?" diye devam ediyor. Bu yüzden de hic beklemedigimiz hikayelerden ve insanlardan bir anda acayip enteresan dünyalara sürükleniyorsunuz. Sikilmaniza imkan yok.
Tabi bir de anlatim tarzi oldukca etkileyici. Hem sesi gür, hem de komik, samimi biri Akin. Arkasinda bir perde var orda bir yandan anlatirken bir yandan da resimlerle olaylari pekistiriyor. Simdi burada anlattiklarini yazmayacagim. Mutlaka gidin görün.
Biletler Biletixte ve neredeyse her hafta hem Avrupa hem Anadolu yakasinda gösterisi var. Cikist ada kitap imzaladi. Ben de imzalattim, konustum cok tatli bir adam. Gercekten samimi, bizlerden biri.

Sunay Akin'in bir de Anadolu Yakasi Göztepe'de bir oyuncak müzesi bulunuyor. Bu yakali biri olarak henüz gidemedigim icin kendimden utaniyorum acikcasi ama en kisa zamanda bunu basaricam :) Akin kücüklügünden beri gittigi her yerden oyuncaklar toplamis ve sonunda bu koleksiyonu icin bir müze kurmus. Buradan web sitesine ulasilabilir.

Gecikmeli yazi, Berlin'in müzeleri

Acikcasi biraz tembellik ettim. Neredeyse 1 haftadir bilgisayarin basina oturupta iki kelime yazamadim oysa ki gectigimiz hafta oldukca faal gecmisti benim icin. Onlara gecmeden önce Berlin'le ilgili yazilarima kaldigim yerden devam ediyorum.
Daha önceki yazimda da belirtigim gibi Berlin bir müze sehri. Ben ilk gün Kulturforum'da bulunan Gemäldegalerie'yi tercih ettim. Kulturforum bünyesinde 3-4 tane müze, sehir kütüphanesi, bir tane de konser salonu barindiriyor. Burasi eski Bati Berlin'de. Gemäldegalerie (resim galerisi) bence bütün bu müzelerin icerisinde en görülmeye deger olani. Tabi ki ben klasik resim seven biri oldugum icin böyle düsünüyorum. Iceride gercekten saheserler var. Benim favorim 14-17. yy Italyan ve Erken Flaman resmi. Özellikle 15. yy Flaman resimlerine bayiliyorum. Bu anlamda belki de Belcika'daki müzelerden sonra koleksiyon bakimindan en zengin müze diyebilirim. Tabiki Londra'da bulunan National Gallery'i gezmedigim icin bilemiyorum, orada da sanirim zengin bir koleksiyon var.
Gemäldegalerie'nin ayni zamanda müze magazasini da cok begendigimi söyleyemeden gecemeyecegim. Müzelerden topladigim kartpostallarin ve kataloglarin koleksiyonunu yaptigim icin bu magazalara asla ugramadan müzeden cikmam. Buraninki gercekten kitap cesitliligi acisindan oldukca zengin.
Berlin'e gideceklere ilk tavsiyem Gemäldegalerie!!! Sikilmadan gezeceginize eminim.

Not: Müzeye paltoyla ve büyük cantalarla girmeye izin yok. Hemen oradaki kilitli dolaplara birakabilirsiniz. Bu benim Avrupada'ki müzelerde en gicik oldugum olaydir. Neden büyük cantaya izin yok? Koca koca resimleri cantama mi tikicam acaba? Bir de bu konuda enteresan bir sekilde cifte standard uygulaniyor. Birakin farkli sehirleri, ayni sehirdeki müzelerde bile bir birlik yok. Birinde cikariyorsunuz, öbüründe gerek bile görülmüyor. Komik bir olay ne diyeyim!!!

Ikinci günümde yolum Museumsinsel'e düstü. (Müzeler adasi) Burada da 6-7 müze bir araya getirilmis. Bütün bir gününüzü gecirebilir, birinden cikip öbürüne girebilir, arada da orada bulunan restoranlardan birine oturabilirsiniz. Ilk duragim Bergama Müzesi. Burada hic yabancilik cekmedim valla. Sanki bir Ege turuna cikmistim. Bergama'dan basladim güneye dogru Milet'te tamamladim yolculugumu. Gercekten icler acisi, yürek burkan bir müze ziyaretiydi benim icin. Yani bir millet calar cirparda, bu kadar da degil yani. Sirayla gezerken ilk önce kocaman bir odada(oda dedigime bakmayin dev gibi bir salon) Bergama'daki Zeus sunagi karsiliyor bizi.

Helenistik cagin ozelliklerini tasiyan dev kabartmalarin hepsi orijinal. Mitolojik kahramanlarin öykülerini anlatiyor her biri. Ve tabiki hepsi sanat harikasi. Sunagin yukseldigi sütunlar ve merdivenler rekonstrüksyon. Hepsi aslina uygun yapilmis ve sergileniyor su anda. Zaten odaya girince de her türlü aciklamalar mevcut.


Buradan cikiyoruz ikinci odaya giriyoruz. Bir de ne göruyoruz. Milet'in pazar kapisi. Muhtesem bir yapi, bangir bangir ben burdayim diyor. Burada da cogu parca orijinal, digerleri aslina uygun yapilmis rekonstrüksyon. 2 katli dev bir yapi. Roma devrinde 2. yy'da yapilmis. Burada da aciklamalar mevcut.

Bir sonraki odada ise Babil'deki Istar Kapisi göze carpiyor. Buradaki parcalarin da cogu orijinal. Muhtesem bir eser daha. Yukari cikiyoruz. Islam Sanatlari Müzesi'ne giriyoruz. Burada da bir Türk olarak insanin ici burkuluyor. Onlarca Iznik cinileri, Usak halilari, Osmanli, Selcuklu zamanindan bir dolu eser. Ben bu müzeyi cok begendim sahsen.
Cikista da dedim ki, keske Allah icin bir tanecik eser Alman'lara ait olsaydi. Calip cirparak malesef müze acmak cok kolay tabiki....

Buradan cikinca solugu Antik Eserler Müzesinde aliyorum. Buranin benden baska hayrani yok, tek basima geziyorum. ve yine cok güzeller:) Koleksiyonun %90ni Yunan vazolari olusturuyor. Yunanlar Geometrik cagdan itibaren (M.Ö 900) bu yöndeki kabiliyetlerini sergilemeye basliyorlar ve zamanla ortaya cok güzel eserler ortaya cikiyor. M.Ö 500 yilina dogru iki renkli vazolar yapilmakta ve bunlarin hepsinin üzerinde de cesitli figürler, hatta destanlardan hikayeler yer almaktadir.Vazo derken genelleme yaptim tabiki. Bunlarin icinde Yunanlarin kullandigi yer türlü sise, bardak, kapkacak yer aliyor. Ben koleksiyonu cok begendim. Baya zevk alarak gezdim diyebilirim. Yandaki resmi sizlere vazolar hakkinda genel fikir vermek icin koydum. Müzede sergilenenlerin resimlerini bulmak oldukca güc.

Berlin'in müzeleri cok etkileyici, mutlaka görün derim. Ama üsenmeden ilk önce Bergama Müzesine bir gidin.


18 Ocak 2009

Yanlis sehirde okudugum kesin :)

Valla 1 aydir gittim gidicem derken geldim bile dün aksam. Berlin cok güzel bir sehir. Döne dolasa ayni seyi söylüyorum belki ama cidden cok begendim. Aslinda 10 sene önce gitmistim ama bu kadar dolasmamistim, her sey tek tük aklimda. Bu 4 günde ayaklarim sisene kadar yürüdüm , beni taniyanlar bilirler, yanimdakileri de kendimi de gebertene kadar yürütürüm yurtdisinda :)

Ilk önce sunu söylemeliyim, müze gezmeyi sevmeyenler Berlin'e gitmesinler. Her tarafindan bir müze fiskiriyor diyebilirim. Zaten Kulturforum ve Museumsinsel denen iki tane bölge var. Ben Museumsinsel'i daha cok begendim. Ünlü Bergama müzesi ( ona da ayri bir baslikta deginicem, gezerken yüregim parcalandi resmen), Antik Eserler Müzesi favorilerimdi. 1-2 tane modern sanatlar müzesi (isteyen gezebilir ben almayayim), Almanya tarihi müzesi ve adini hatirlayamadigim daha bircok müze bu quartierde yer aliyor.

Berlin bence hala Dogu-Bati ayrimciligindan kurtulamamis diyebilirim. Yani tabiki bunu mecazi anlamda kullaniyorum. Soyleki, sanki iki Berlin var ortada. Kurfürstendamm ve Unter den Linden denilen Paris'in Champs Elysees'siyle rahatca karsilastirabilecegim iki tane ana caddeleri var. Kurfürstendamm'a kisaca Ku'damm diyorlar. Ucu bucagi olmayan, üzerinde milyon cafe, restoran, magaza ve oldukca cezbedici bir department store sahip cadde. Burasi eski Bati Berlin'de. Unter den Linden ise sagli sollu süper binalara sahip (Opera, Üniversite, Belediye binasi vs..) sonunda da meshur Brandenburger Tor'u görebilecegimiz bir cadde. Ama burayi kesen sokaklardan biri, yine oldukca lüks magazalariyla ön plana cikiyor. Hatta Gectigimiz yillarda Paris'in meshur Galeries Lafayette'i bile acilmis. Burasi da eski Dogu Berlin'de. Ben Unter den Linden'i daha cok begendim. Tabiki eski binalari, tarihi beni cezbetti. Brandenburger kapisinin bircok tarihi olaya sahitlik etmesi de cabasi. Hemen kapinin yakininda 2003 yilinda bir soykirim aniti yapilmis, baya degisik bir yapisi var diyebilirim. Bu arada yine Brandenburger kapisinin hemen orasi büyükelcilikler bölgesi. Fransiz, Amerikan, Ingiliz ve Rus büyükelcilikleri görebildiklerimdi. Hemen hepsi karsilikli zaten o yüzden fazla sayida polis var etrafta. Tabiki de en güzel bina Ruslarin. Koskoca bir ada diyebilirim bulundugu yere. Bina bitmek bilmiyor, cok güzel.

Son gün Berlin Duvarini görmeye gittik. Bu tabi biraz karisik bir konu. Duvar 155 km uzunlugunda oldugu icin bir cok yerde kalintisini görebilirsiniz ama en güzel yer "East Side Gallery". 21 ülkeden 118 sanatci grafitilerle duvarin 1300 metrelik kalan kismini boyamislar. Tabiki hepsini yürümedim, ama grafitilerin icerikleri oldukca "dokundurucu".

Berlin hakkindaki düsüncelerim oldukca pozitif. Yasanilabilir bir sehir. En önemlisi yasayan bir sehir. Insanlari Alman-Avusturya insan profilini göz önüne alirsak sempatik, yardimsever ve icleri gecmemis.

Bu genel görüslerimden sonra deginmek istedigim baska noktalari sirasiyla yazacagim.

13 Ocak 2009

Berlin, Berlin

Yazilarima bu hafta Berlin'de olacagimdan dolayi 4 günlügüne ara veriyorum. Gelince kaldigim yerden devam!

Bana iyi yolculuklar:)

Ask Her Yerde: Sahane bir oyun


Gecen haftanin son etkinligi pazar günü gittigim tiyatro oyunuydu. Ona da haftalar öncesinden bilet aldim, yerim 2. siradaydi. Oyun Duru Tiyatro ekibinin. Duru Tiyatro Emre Kinay tarafindan yaklasik bir sene önce Anadolu yakasinda Kadiköy Anadolu Lisesi'nin icinde kurulmus. Cok ta iyi olmus. Kinay'i hepimiz Iki Aile dizisinden taniyoruz. Bence cok sempatik bir oyuncu. Sahnedeki elektrigi de cok pozitif, cok enerjik biri. Oyun gercekten sahaneydi. Gazetede yilin en iyi komedisi yaziyordu, gercekten de buna katiliyorum. 4kisiden olusan bir oyun, son sahnede 5 dkligina biri daha dahil oluyor. Oyunculuklar da cok iyi. Ask Her Yerde Cuma, Cmt ve Pazar günleri Duru Tiyatro'da oynuyor.

Avrupa yakasinda oturanlar icin ayin 23ünde Tim Maslak'ta kesinlikle kacirmayin derim!

not: bu arada tiyatro salonundaki rezaleti de yazmadan gecemeyecegim. Benim siramda 5-6 koltuk yanimda oturan hanim oyuna 3-4 yasindaki kiziyla gelmisti. Oyunun baslarindaki mirin kirinlarini görmezden geldik ama 2. yaridaki yüksek sesle konusmasina, aglasmasina kimse dayanamadi en sonunda seyirciler anneyi ve kizini salondan resmen kovdular. Oyuncularin konsantrasyonlari kayboldu ve oyunu bitirmek zorunda kaldilar alelacele. Bu malesef Türkiye'nin ciddi bir sorunu, afislere yas siniri yazilmali ve cocuk getirildigi takdirde iceri alinmamalidir. Neyse ben tabi hemen bunu maille bildirdim ve tiyatro yönetimi bana geri döndü. Cok özür dilediklerini yazmislar beni bu hafta baska bir oyunlarina davet ettiler. Duru Tiyatro yönetimini bu davranislarindan ötürü gercekten tebrik ediyorum ve basarili oyunlarinin devamini diliyorum.

Gülsin Onay harikasin!

Bu sefer istikamet Beyoglu. Is Sanattaki konserin etkisinden daha henüz kurtulamadan kendimi Akbank Sanat'in düzenledigi piyano günlerinin ilk konserinde buluyorum. Konuk: Gülsin Onay. Ben bu kadina bayiliyorum gercekten. Hem insani hem de sanatsal yönü bu kadar kuvvetli birini daha bilmiyorum desem sanirim abartmis olmam.
Sizlerle kücük bir animi paylasmak istiyorum. Viyana'da arkadasimla Fridays'te oturuyorduk. Bir hanim yanimiza yaklasip türkce konusarak aksam bir konser oldugunu ve gidip gitmek istemedigimizi sordu. Ben de biletin üzerinde Gülsin Onay ismini görünce "Aman Tanrim, Gülsin Onay geliyormus mutlaka gitmeliyiz" dedim. Bunun üzerine hanim ben o zaman size biletleri takdim edeyim dedi ve yanimizdan ayrildi. Ertesi gün arkadasimla bu hanima tesekkur etmek icin fuayede gözlerimizi dört acip bakindik ama bulamadik cünkü sanirim kendisi cok sirada sahneye cikmak icin kuliste hazirlaniyordu :) evet bize biletleri veren hanim Onay'in ta kendisiydi, acikcasi taniyamamistim...evde cdsi cok dinlenir ama demekki albüm kapagina hic dikkat etmemistim, veya gazete/tvde...ama kendisinin o mutevazi davranisi karsisinda gercekten donakaldim dusununce...helal olsun!

simdi gelelim konsere...akbank sanatin konser salonu ev gibi, cok samimi cok sicak...50 kisilik var yok...biz 3. siradaydik arkadasimla...Onay yine harikalar yaratti...Program sirasiyla Schubert, Chopin ve Ravel'den olusuyordu. Fakat Chopin caldiktan sona bizlere donup isterseniz Chopinl'e devam edeyim Ravel agirdir dedi...cok ta guzel oldu sanirim...o ses tonu, o dinginligi, calarkenki tutkusu inanilmaz...Bizlere muhtesem bir saat gecirtti..eve geldigimde hemen cdlerini buldum ve calmaya basladim, konser evde de devam etti...bu arada bir web sitesi oldugunu da ogrendim...www.gulsinonay.com..buradan konserlerini takip edebiliriz..

akbank sanatin piyano gunleri ayin 21'ine kadar devam ediyor...Ben bu haftakilere Berlin'de olacagimdan dolayi gidemiyorum ama son konsere bilet aldim..Avusturya'li genc bir piyanist...Cornelia Hermann..gec kaldiginizi zannetmiyorum, bilet bulunabilir..bu arada bilet fiyatlarina da deginmeden gecemeyecegim..gercekten cok hesapli...ogrenci biletleri ozellikle 5-10 tl arasinda degisiyor..zaten Onay'in konserindeki genc kitle gözlerden kacmadi, demekki fiyatlar uygun olunca gencler de gelebiliyormus...

son olarak gülsin onay hakkinda bilgi sahibi olmak isteyenler icin 2 ay önce Ayse Arman'nin yaptigi röportajin linkini veriyorum ki daha cok hayranlik duyun :)



Vivaldi'siz olmaz!!!

Bu yilki ilk etkinligim Is Sanat'ta! 6 Ocaktaki konseri görünce dayanamadim hemen bilet aldim, yanima da bir kurban buldum, beraberce tuttuk Is Kulelerinin yolunu..Konser Akademie für Alte Musik Berlin toplulugunun..Acikcasi bu topluluk hakkinda daha önceleri hicbir fikrim yoktu, dolayisiyla da konser basladiginda konsepti baya bir yadirgadim..Cünkü orkestra yerlestikten ve calmaya basladiktan sona sahnenin ortasinda yerde yatan bir adam müzigin ritmiyle birlikte dans etmeye basladi...Gercekten hicbir sey anlamadim..ve acikcasi alisilagelmis klasik müzik konserlerinden sona da cok tuhaf geldi..konsere de son anda yetistigimiz icin giriste almis oldugum bilgi kagidini okuma firsatim olmadi..Megerse konsept buymus...tamamen alisilagelmisin disinda, dansli, kareografili bir klasik muzik konseri..Ilk yari Rebel'in dans süitiLes Elements calindi, ikinci yari Vivaldi Dört Mevsim...beni bileti alirken cezbeden de zaten bu olmustu...ve ikinci yari sahaneydi...sahnedeki herkes bi yandan entrümanlarini calarken bir yandan oradan oraya kosturup, degisik kareografiye ayak uydurmaya calisiyordu...bir ara yerde yatip, kemanlarini oyle caldilar, merdiven tepesine oturdular...cok ama cok güzel bir deneyimdi benim icin...

Akademie für Alte Musik Berlin'in tarihi Dogu Berlin orkestralarindan müzisyenlerin bir araya gelerek sefsiz bir olusumu baslattiklari 1982'ye kadar uzaniyor. Konserleriyle dünyanin dört bir yanini dolasan, kayitlariyla en prestijli ödülleri toplayan orkestra özellikle Grammy ödüllü Gluck albümünü gerceklestirdikleri Cecilia Bartoli basta olmak üzere bircok solist tarafindan tercih ediliyor.

Sonradan ögrendim ki zaten Almanya'yi da baya bir ayaga kaldirmislar...Ehhh biz bile ayaga kalkiyorsak kafalarini o kadar kuma gömmüs bir toplum haydi haydi kalkar degil mi??:)

not: Dört Mevsim tartismasiz en sevdigim koncertodur...klasik müzigi dogru orkestra ve solistten dinlemek cok önemlidir diye düsünüyorum..bu koncerto icin tavsiyem, Anne Sophie Mutter'in Viyana Filarmoniyle birlikte caldigi albümdür..




Hosgeldim :)

Beni taniyanlar bir yeni yil listesi yaptigimi bilirler...Onlarin arasinda blog acmak filan yoktu ama günlerdir düsünüyordum "neden olmasin" diye...Süper yazilar yazdigimi söyleyemem, ama gezdiklerimi, gördüklerimi bir sekilde paylasmak istedim, bunun da en kolay yolu simdilik sanirim bu :)) enjoy it!